ÇETE KOMİSYONU ÇALIŞMALARI

 

            Kamuoyunda” çete komisyonu”   olarak  adlandırılan ve ANAP Genel Başkanı Sayın Mesut Yılmaz,Eyüp AŞIK ve Yaşar TOPÇU’nun  çeteler ile bağlantılı olduğu iddialarını soruşturmak üzere 23.11.1999 tarihinde TBMM nin  23. birleşiminde soruşturma komisyonu kurulmuştur. Komisyonun ilk toplantısında  görev bölüşümü yapılmış ve başkanlığına Ali GÜNGÖR seçilmiştir.

            Soruşturma  Komisyonu çalışmalarına başladığı ilk günden itibaren  bir kısım gazete ve televizyonlarda şahsıma ve komisyonun vereceği karara yönelik değişik spekülasyonlar başlamıştır.  

            Sabah Gazetesi hemen “ Çeteler Cinayet Sanığına Teslim “ başlığı altında “ cinayetten 12 yıla mahkum olan MHP’li Ali GÜNGÖR Çete ve Mafya Komisyonu başkanlığına getirildi. 1970’de Dr. Necdet Güçlü’nün öldürülmesine karışan MHP’li GÜNGÖR, TBMM’de mafya ilişkilerini soruşturacak. GÜNGÖR’ün komisyonu Mesut Yılmaz,Topçu ve Eyüp Aşık’ın Yüce Divan’a gönderilip gönderilmemesine karar verecek “ haberine yer vermiştir.

            Basındaki spekülasyonlara rağmen Soruşturma Komisyonumuz  tam bir tarafsızlık ve Adalet ilkesi çerçevesinde çalışmalarını sürdürmüş ancak sonuç ve karar aşamasında maalesef kirli siyasete kurban edilmiştir.

            Tabiidir ki,kirli siyasete taraf olan bir kısım  basının iddia ettiği gibi Başkan Ali GÜNGÖR ve MHP’li üyeler değil başkaları olmuştur.

            Komisyon’un aklama kararına koyduğum “ Muhalefet Şerh’i “  ve konu hakkında MHP Genel Başkanlığına sunduğum düşünceleri belirtir yazı  aşağıdadır.

 

 

MHP GRUP BAŞKANLIĞINA

 

            9/40 -41 Esas No’lu “Yasadışı örgütlerle ve mensuplarıyla birlikte hareket ettikleri,örgüt mensuplarının işledikleri suçlaren ortaya çıkarılması engelledikleri,Devlet ihalelerinde çetelerle işbirliği yaptıkları ve bu eylemlerinin TCK’nun 230, 240, 296 ve 314 ncü maddelerine uyduğu iddiası ile kurulan soruşturma komisyonu” olarak 3,5 ay süren çalışmalardan sonra 2 Haziran 2000 tarihinde değerlendirme ve karar toplantısı yapılmıştır.

            Toplantıda Sayın Eyüp Aşık’ın FP,DYP,ANAP ve DSP’ nin blok oyları ile 11/3 Sayın Mesut Yılmaz’ın DSP,ANAP,DYP’ nin blok halindeki ve FP’nin 2 muhalif 1 kabul oyu ile 9/5 Yüce Divan’a gitmelerine gerek bulunmadığına karar verilmiştir.

            Dikkat çekici olan durum,FP7 li bir Milletvekili ve 57 arkadaşı ile DYP’li bir Milletvekili ve 71 arkadaşı tarafından verilen önergeler doğrultusunda kurulan soruşturma komisyonunda gensoru önergesine verdikleri destekle Hükümeti düşürdüklere bir konuda,bu gün aynı partilerin DSP ile işbirliği yaparak Sayın Mesut Yılmaz ve Eyüp Aşık’ı aklama yönünde ANAP ile birleşmiş olmalarıdır.

            ………………………

            malumları olduğu üzere Soruşturma Komisyonları münasebetiyle Anayasa ve İçtüzük değişiklikleri ile Milletvekili Dokunulmazlığı konusu yeniden gündeme gelmiştir.

            Bu rapor vesilesiyle konu hakkındaki düşüncelerimi kısa olarak arz etmek istiyorum.

1-     Mevcut mevzuat çerçevesinde sürdürülen uygulamalar ile siyaset ve siyasetçinin güvenilirliğini yeniden tesis etmek mümkün değildir. Gerek Anayasamızda gerekse Meclis İçtüzüğünde bu konuda yeni bir düzenlemeye gidilmesi şart gözükmektedir.

2-     Yeni düzenlemede Meclisin tamamen dışlanarak konunun bütünüyle yargıya bırakılması,ülke yönetimi ve demokrasinin işlerliğinde birinci derecede önemli gördüğüm siyaset ve siyasetçiye güveni kazandırma konusunda müsbet katkı sağlamayacaktır.

3-     Meclisin denetleme ve soruşturma çalışmalarının içine yargı elemanlarının dahil edilmesini temin edecek bir düzenleme düşünülmesinin uygun olacağı kanaatindeyim.   19.06.2000

                                                                                  Saygılarımla..

                                                                                 ALİ GÜNGÖR

                                                                         Mersin Milletvekili

 

MUHALEFET ŞERHİ

 

A. Sayın A.Mesut YILMAZ İle İlgili :

 

         Komisyonumuzun 3,5 ay süren çalışmalarını müteakip 2 Haziran 2000 tarihinde yaptığı değerlendirme toplantısında Sayın Mesut YILMAZ’ın 9/5 oyla Yüce Divan’a gönderilmelerine gerek bulunmadığına karar verilmiştir.

 

         Halbuki Sayın Mesut YILMAZ ile ilgili Korkmaz YİĞİT, Erol EVCİL ve Alaattin ÇAKICI’nın ifadelerine itibar edilmese dahi diğer bilgi ve belgeler ve özellikle de Sayın Mesut YILMAZ’ın kendi ifadeleri dikkate alındığında T.C.K.’nun 230 ncu maddesi çerçevesinde Yüce Divan’da yargılanması gerektiği kanaatindeyim.

 

         Şöyle ki;

1- Sayın Mesut YILMAZ komisyonumuza verdiği ifadesinde; Türk Bank ihalesine katılanların biri hariç hepsinin kendisine geldiğini ve bunların hepsine “bu ihalenin geçmişi karanlıktır, bunun geçmişinde mafya falan vardır” dediğini belirtmiştir. Yine, aynı ifadesinin bir başka yerinde “Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu, Türk Bank’ı yeniden satışa çıkaracağını söyleyince, ben, Başbakan olarak bu meseleyle yakından ilgilenme gereğini duydum” demektedir; yani, Sayın Mesut YILMAZ’a göre Türk Bank ihalesinin geçmişi karanlıktır, mafya falan vardır ve Başbakan olarak bu ihaleyle yakından ilgilenmiştir.

 

         Türk Bank ihalesine katılan Korkmaz YİĞİT’in Alaattin ÇAKICI’yla ilişkisi olduğuna yönelik İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nün 13 Mayıs 1998, 8 Haziran 1998 tarihli Emniyet Genel Müdürlüğü’ne yazdığı uyarı mahiyetindeki yazılar vardır. Bu yazılar Sayın Mesut YILMAZ’ın ifadesinde de belirttiği gibi, kendisinin bilgisine sunulmuştur. Buna rağmen, Korkmaz YİĞİT ile görüşmeler yapmış olması dikkat çekicidir. Yine, Korkmaz YİĞİT ile görüşmesinden sonra, Emniyetten gelen bilgi notuna değil de Danışmanı Güven ERKAYA, Kâmuran ÇÖRTÜK ve Korkmaz YİĞİT’in ifadelerine itibar ederek Korkmaz YİĞİT ile görüşmelerini devam ettirmiştir.

 

         İhaleden bir gün  önce, Emniyetten Başbakanlığa gelen bilgi notu Özel Kalemde kaybolmuştur. Bilgi notunu teslim alan; fakat, Başbakana iletmeden kaybeden memur hakkında disiplin soruşturması dahi yapılmamıştır.

 

         Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu tarafından, Korkmaz YİĞİT’in Bankalar Kanunu’nun 5 nci maddesi hükümleri dikkate alınarak, ihaleye girmesine ihtiyatla yaklaşılması doğrultusunda yaptığı yazılı uyarılar dikkate alınmamıştır. Sayın Güneş TANER’in, Başbakana hitaben “Hazinedeki arkadaşların endişesi var” uyarısına karşılık “ben, konuyu MİT’ten ve eski Deniz Kuvvetleri Komutanından araştırdım, herhangi bir olumsuzluk yok” diyerek işlemlerin devam ettirilmesine âdeta yeni bir onay verilmiştir.

 

         Emniyetin ve Tasarrfu Mevduatı Sigorta Fonu’nun müteaddit defalar uyarılarına rağmen, geçmişinde mafya olduğu Sayın Başbakan tarafından kabullenilen bir ihalede, Sayın Mesut YILMAZ’ın ifadesinde belirttiği gibi “Güneş TANER’in ihaleye katılmasını engellememiz mümkün değil, mevzuat bakımından; ama netice itibariyle bu ihalenin onayı daha sonra bize gelecek, Hazine olarak, biz, o safhada bunu engelleriz” sözüne itibar edilerek, Korkmaz YİĞİT’in ihaleye girmesine imkan tanınmış, ihale Korkmaz YİĞİT’e verilmiş, Hazinedeki bürokratların rahatsız oldukları biline biline, Eylül 1998 ihalenin ön izin onayı da verilmiştir.

 

         Daha sonraki kasetler çıkmamış olsa idi, yahut kasetlerdeki ifadeler kamuoyuna yansımamış olsaydı, bu ihale bu şekliyle sonuçlanmış olacaktı. Ancak, hepimizin bildiği gibi, kamuoyuna yansıyan kasetler bu ihalenin daha sonra iptaline yol açmıştır.

 

         Bu kasetler maalesef, Başbakanın konunun araştırılmasına yönelik talimatları doğrultusunda ortaya çıkmamıştır. Bir başka mekanizma Türkiye’de devreye girmiştir, bir başka mekanizma değişik kişilerin kendi aralarında yapmış olduğu görüşmeleri kamuoyuna sızdırmıştır. Bu da, Türkiye’de esasen kendi arasında çatışma halinde bulunan bir başka mafya grubunun var olabileceği ihtimalini çağrıştırmaktadır ki, buna yönelik de Sayın Mesut YILMAZ’a sorduğumuz soruya yeterli cevab alınamamıştır. Yanu bu meselede bir başka mafya grubunun olabileceği ihtimali yüksektir. Buna yönelik te hiçbir araştırma yapılmamış, Sayın Başbakan tarafından gerekli hassasiyet ortaya konulmamıştır.

 

2- Diğer taraftan, Sayın Mesut YILMAZ, kendi ifadesinde de belirttiği gibi, Erol EVCİL ile iki defa görüşmüştür. Erol EVCİL’in tavsiye ettiği Yavuz ATAÇ ile de görüşmüştür; ancak, Erol EVCİL’in ve Yavuz ATAÇ’ın Alaattin ÇAKICI’nın arkadaşları olduğunu bu görüşmeler sırasında bilmediğini, bunu daha sonra öğrendiğini ifade etmiştir. Halbuki, yine, kendi ifadesine göre Türk Bank İhalesinin geçmişinin karanlık olduğunu bilmektedir. Bu geçmişte mafya olduğunu bilmektedir, o zaman, bu geçmişte Erol EVCİL’in bulunduğunu ve Erol EVCİL’in kim olduğunu bilmemesi mümkün değildir.

 

         Kaldı ki, yine, kendi ifadesinde, Eyüp AŞIK’ın Alaattin ÇAKICI’yla 97 yılında Türk Bank satışı münasebetiyle görüştüğünden haberi olduğunu, Eyüp AŞIK’a bu konuyu araştırmasını söylediğini ifade etmektedir. Eyüp AŞIK bu talimat doğrultusunda Erol EVCİL ile görüşmeler yapmış ve bu görüşmelerden Sayın Mesut YILMAZ’a bilgi vermiştir. Öyleyse, Sayın Mesut YILMAZ’ın Erol EVCİL ve Yavuz ATAÇ’ın Alaattin ÇAKICI’yla arkadaşlıklarını bilmemesi mümkün değildir.

 

         Bu tespitten sonra, Sayın Mesut YILMAZ’ın, Erol EVCİL’e,  Budapeşte’yle ilgili “Yavuz ATAÇ bana hiçbir şey söylemedi dedim; eğer, bu konuda varsa bir bilginiz araştırın, bana verin dedim” ifadesi ayrıca dikkat çekici olmuştur. Zaten, Erol

EVCİL’de kendisinin ve Yavuz ATAÇ’ın, Alaattin ÇAKICI’ nın arkadaşları olduklarını billindiğini ifade etmiştir.

 

         Bir diğer husus altını çizmek istediğim, Sayın Mesut YILMAZ, Eyüp AŞIK’ın Alaattin ÇAKICI’yla görüşmelerinden bilgi sahibi olduğunu, bu görüşmelerin ikisi hakkında Eyüp AŞIK’ın kendisine bilgi verdiğini kabul etmektedir. Bu görüşmelerden birincisinin 1997’de Türk Bank satışıyla ilgili olduğunu, diğerinin de Alaattin ÇAKICI’ nın yakalanması için ABD’ye polis ekibi gönderildiği tarihte olduğunu ifade etmiştir. İlk görüşmede Eyüp AŞIK’a bu meseleyi araştır talimatını vererek, adı çete mafya olarak anılan ve Emniyetçe aranan bir kişiyle Eyüp AŞIK’ın görüşmelere devam etmesine onay gibi anlaşılabilecek bir yaklaşım sergilenmiştir. Nitekim, Eyüp AŞIK, bu tarihten sonra Alaattin ÇAKICI’yla görüşmelerine devam etmiştir. Eyüp AŞIK’ın ikinci görüşmesiyle ilgili olarak ise Başbakan sıfatıyla, bakanının bu kişiyle görüşmelerinin devam ettiğini anladıktan sonra, “görüşmelerinin başına dert olabileceğini söyledim” demesi konunun ciddiyetiyle bağdaşmaz niteliktedir.

 

         Eyüp AŞIK’ın bir bakan olarak ve Alaattin ÇAKICI’yı yakalamak üzere bir polis ekibinin gönderildiği günlerde telefonla görüşme yapmış olması ve daha sonrasında ÇAKICI’nın yer değiştirerek polis ekibinin takibinden kurtulması, çetelerle mücadeleye azmettiğini ifade eden bir Başbakan tarafından daha büyük bir hassasiyetle üzerinde durulması gereken bir husus olmalıydı diye düşünüyorum.

 

3- Sonuç olarak, bütün bu tespitler ve diğer tanık ifadelerinin ne ölçüde geçerli deliller olduğu muhakkak ki bağımsız yargı organları tarafından değerlendirilmesi gereken hususlardır. Ancak, bu tip dikkate değer tespit ve gelişmeler kamuoyu gözünde, siyaset ve siyasetçinin, dolayısıyla devlet yönetimine yönelik güvenin önemli ölçüde sarsılmasına sebep olmuştur. Nitekim, Sayın Mesut YILMAZ da bu tespitten hareketle, 9.5.1999 tarihli gazetelerde yer alan beyanatında “şimdi, bizim istediğimiz, bütün bu suçlamalarla ilgili olarak öne sürülen konuların yargı tarafından değerlendirilmesidir. Ben Yüce Divanda yargılanmak istiyorum, bunu kendim için

 

değil partim için istiyorum. Meselenin ilgili yargı tarafından sonuçlandırılması hususunda ısrarlı olduğumu Sayın ECEVİT’e ifade ettim. Kendisi bu konuda bana yardımcı olmayı vaadettiler” demiştir. Yine aynı tarihli gazetelerde, Sayın ECEVİT’in, YILMAZ’ın ısrarı karşısında çok üzüldüm; ancak, tercihine saygı göstereceğim diyerek Genel Kurul’daki oylamada olumlu oy kullanarak, YILMAZ’ı Yüce DİVAN’a gönderme sözü verdi, beyanı haber olarak yer almıştır ve bunlar tekzip edilmemiştir.

 

         Sayın Mesut YILMAZ’ın ve Sayın Bülent ECEVİT’ in tecrübeli birer siyaset adamı olarak ortaya koydukları bu beyanlar da dikkate alınarak, Sayın Mesut YILMAZ’ın bağımsız yargı tarafından yargılanarak gerçeklerin ortaya çıkarılmasına imkan tanımak bakımından Yüce Divan’a gönderilmesinin uygun olacağı ve T.C.K.nun 230 ncu maddesine göre yargılanması gerektiği kanaatindeyim.

 

B.  Sayın Eyüp AŞIK İle İlgili  :

 

         Komisyonumuz aynı gün Sayın Eyüp AŞIK ile ilgili olarak ta 11/3 oy ile Yüce Divan’a gönderilmesine gerek bulunmadığına karar vermiştir.

         Yüce Divan’a gerek bulunmadığı kanaatini ortaya koyan 11 üyeden 8 ‘i konunun zaten yargıda bulunduğunu gerekçe olarak ortaya koymuşlardır.

 

         Konu gerçekten İstanbul 6 No.lu Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde görüşülmüş, Mahkeme Başkanı’nın muhalefetine rağmen oy çokluğu ile Sayın Eyüp AŞIK’ın beratına karar verilmiştir. Karar’a yönelik Mahkeme Savcısının bozma istemi vardır ve Yargıtay başka gerekçeleri de ilave ederek kararı bozmuş Sayın AŞIK’ın yeniden Milletvekili seçilmesi münasebetiyle dosya T.B.M.M.  Başkanlığına iade edilmiştir.

 

         Bu sebeple konunun zaten yargıda devam ettiği için Yüce Divan’a gönderilmesine gerek olmadığı gerekçesine katılmak mümkün değildir.

 

Diğer taraftan ilk yargılamanın Yace Divan’da değil de DGM’de başlamış olması T.B.M.M. de soruşturma komisyonları sürecinin işletilmeden Sayın AŞIK’ın istifası sebebiyledir ve Yüce Divan yolunu kapatmaz.

 

Bütün bilgi ve belgeler Sayın Eyüp AŞIK’ın kendi ifadeleri ile de doğruladığı şekilde gerek Alaattin ÇAKICI gerekse Alaattin ÇAKICI’nın arkadaşı olduğunu bildiği Erol EVCİL ve Yavuz ATAÇ ile müteaddit defalar görüştüğünü ortaya koymuştur.

 

Bu görüşmelerde karşılıklı bilgi alış verişlerinin olduğu açıktır.

 

DGM’ de davanın görüşülmesi safhasında Alaattin ÇAKICI’nın ifadeleri mevcut değildir. Yine konu ile ilgili olarak Sayın Mesut YILMAZ’ ın komisyonumuzdaki ifadeleri de mevcut değildir. Bunlara rağmen Mahkeme Başkanının TCK. nun 314/1 maddesine göre cezalandırılması doğrultusunda muhalefet şerhi mevcuttur.

 

DGM’ de Sayın Savcının iddialarına ve Sayın Mahkeme Başkanının muhalefet şerhinde belirttiği hususlara ilave olarak özellikle Sayın Mesut YILMAZ’ın komisyonumuzda verdiği ifadede yer alan “Sayın AŞIK’ın Alaattin ÇAKICI ile ikinci görüşmesinin Alaattin ÇAKICI’nın Amerika’da bulunduğu ve onu yakalamak üzere bir polis ekibinin ABD’ye gönderildiği tarihlerde olduğundan haberdar edildiği” hususu ayrıca dikkat çekicidir.

 

Bu sebeplerle Sayın Eyüp AŞIK’ın TCK’nun 230 ve 240 ncı maddeleri doğrultusunda Yüce Divan’da yargılanması gerekir kanaatindeyim.

 

Soruşturma komisyonumuzun Sayın Mesut YILMAZ ve Sayın Eyüp AŞIK ile ilgili Yüce Divan’a gerek bulunmadığına yönelik kararına karşıyım.

 

                                                                                              09.06.2000

 

                                                                                     Saygılarımla,

 

 

 

                                                                                              Ali GÜNGÖR

                                                                                              İçel Milletvekili

9/40-41 Esas No.lu

                                                                                              Komisyon Başkanı