ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ-2 eylül-2001
Değerli Milletvekilleri,
Tatil öncesi IMF’nin istekleri doğrultusunda meclisimize getirilen hususları kanunlaştırdık.
Şimdi AB’nin istekleri olduğu ifade edilen Anayasa değişikliklerini gerçekleştirmek üzere toplanmış bulunuyoruz.
Yapılması istenilen değişiklikler; kamuoyuna, “Düşünce ve fikir hürriyetinin önündeki engellerin kaldırılması” olarak sunuldu. “Daha demokratik bir Anayasa düzenlemesi” olarak takdim edildi. Bu sebeple ve bazı etkili çevrelerin sürdürdükleri kampanyalar ile de, değişiklik metinleri üzerinde geniş bir mutabakat sağlanmış oldu.
Gerçekten de 1982 Anayasası’nın seçimler dışında, demokratik düzenin hemen hiçbir unsurunu içermediği hepimizin ittifak ettiği bir hususdur.
Ve yine biliyoruz ki; Demokrasi, dünyanın hiçbir yerinde dört yada beş yılda gidilebilen seçimler ile istenilen düzeyde gerçekleştirilememiştir.
Gelişmiş birçok batılı ülke; bu sebeple, çok uzun yıllar öncesinde “Demokratik Yönetim” ile birlikte “Yönetimde Demokrasi” kavramı üzerinde çalışmışlar,
Demokratik bir düzenin tam olarak uygulanabilmesi yönünde yasal düzenlemelerini gerçekleştirmişlerdir.
Bizde ise; 1940’ lı yıllardan bu yana, demokrasi; gündemin hep başında yer almış olmasına, herkesin ve en başta da siyasi parti genel başkanlarının demokrasi istediklerini ifade etmesine rağmen, istenilen hedefe bir türlü ulaşılamamıştır.
Çünkü siyasi parti liderleri demokrasinin sadece istismarını yapmışlardır.
“Demokratik bir yönetim” ve “Yönetimde demokrasi”yi maalesef istememişlerdir.
Halbuki demokratik düzenin bütün unsurları ile yerleşebilmesi için, bunu en başta siyasi partilerimizin ve onların üst yönetimlerinin istemesi gerekir.
Şimdi parlamentomuzun iki büyük partisi olan DSP ve MHP’ nin üst yönetimleri mi bunu istiyor?
Birisi; içlerinden Genel Başkanlığa aday olan değerli bir milletvekiline kongrede konuşma hakkı vermediği gibi, yaka-paça dışarı attı.
Diğeri; bağlayıcı bir grup kararı olmadığı halde, bir kanun tasarısı hakkında bu kürsüden düşüncelerini ifade eden milletvekilini ihraç etti.
Şimdi bunlar mı; demokrasinin önündeki engelleri kaldırmak istiyor?
Şimdi bunlar mı; düşünce, fikir ve inanç hürriyetinin önündeki engelleri kaldırmak istiyor?
T.C.Devleti; Lozan’daki bütün dayatmalara rağmen “ulus Devlet” olarak kurulmuştur.
Anayasa Mahkemesi’nin bir kararında ifade edildiği gibi:
“Uluslar, varlıklarını tarihsel gelişmeler ve gerçeklerle kazanırlar. Ortak kültürün, sosyal dayanışmanın ve birlikte yaşama duygusunun doğuşu, gelişip güçlenmesi tarihe dayanır.
Tek vücut durumunda ve tam ulus yapısı içinde bütünleşerek, Kurtuluş
Savaşını yapmış halkın;
Vatanı, Türk Vatanı;
Milleti, Türk Milleti;
Devleti de Türk Devleti’dir.”
Cumhuriyet Anayasaları; bu temel hususu, değişik maddeleri ile koruma altına almışlardır.
“Türk Devleti’ne vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür.”
Hiç kimse; fikir ve düşünce özgürlüğü adına da olsa,
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi adına da olsa,
Dil, ırk, din ve mezhep ayırımcılığı yaparak ulus bütünlüğünü bozacak yönde faaliyet yapamaz, yapmamalıdır.
Anayasamızdaki var olan bu hassasiyetler, düşünce ve fikir hürriyetinin önündeki engeller olarak görülüp, kaldırılmak isteniyor.
Gerekçe de, Anayasamızı AB normlarına ve “Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi”ne uygun hale getirmek.
Gerçekten de son 20 yılda PKK terörüne paralel olarak, ırk, dil ve din ve mezhep ayırımcılığı yaparak Türk Milletinin bütünlüğün8ü parçalamaya yönelik fazlaca suç işlenmiştir.
Bu suçları işleyenler de maalesef, bizdeki bazı siyasiler tarafından dahi, fikir suçluları olarak takdim edilmiştir.
Ve tabiidir ki; ülkemiz, batılı ülkeler tarafından, fikir ve düşünce hürriyeti bulunmayan bir ülke olarak itham edilmiş, baskı altında tutulmaya çalışılmıştır.
Öyle anlaşılıyor ki, bu itham ve baskılara hükümet teslim olmuştur.
Görüşeceğimiz değişiklik teklifinin 1-2-3-9-10 ve 32 nci maddeleri ile Anayasamızın başlangıç, 13-14-26-28 ve 90 ncı maddelerini değiştirdiğimiz takdirde bu itham ve baskılara teslimiyet T.B.M.M. tarafından da kabullenilmiş olacaktır.
Bu değişikliklerden sonra, batıdan gelen itham ve baskılardan kurtulacaklarını sananlar; yine bilmelidirler ki, itham ve baskılar devam edecektir.
Çünkü, ülkemize yönelik terörün de arkasında olduğunu bildiğimiz batının, amacı başkadır.
Değiştirilmek istenen; başlangıç, 13-14-26 ve 28 nci maddelerde getirilen yasaklar; düşünce ve fikir hürriyetine değil,
Türk Devleti ve Türk Milleti’nin bölünmez bütünlüğünü korumaya yönelik hususlardır.
Sayın Coşkun KIRCA’nın da bir yazısında belirttiği gibi:
“Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne göre; her taraf devlet, sözleşmede yazılı bazı değerleri koruyabilmek için, bu değerleri yok etmeye veya zedelemeye yönelik fikirlerin ifadesini demokrasi ilkesine uygun biçimde yasaklayabilir.
Nitelik AB ve Avrupa Konseyi üyesi devletlerin pek önemlileri ırkçı fikirlerin bazı ifade şekillerini yasaklamış ve bu yasağı ceza yaptırımlarına bağlamıştır.
Öyleyse bu AB dayatması niçindir?
Sayın Mesut YILMAZ Ulusal Program ile ilgili meclisimize bilgi verirken; “Bu hususları AB istediği için değil, bizim insanımız buna layık olduğu için istiyoruz” demişti.
O zaman; gerekçelere, “Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine uygun hale getirmek"”gibi, yanlış ve yalan ifadeler yerine milletimize gerçekler söylenmelidir.
AB yolunun nereden ve niçin geçtiğini daha açık bir ifadeyle milletimize açıklanmalıdır.
Getirilen değişiklikler ile Cumhuriyetimizin niteliklerine yönelik,
Devletimizin “Ulus Devlet” özelliğine,
Milletimizin egemenlik ve bağımsızlık haklarına yönelik,
Anayasamızdaki bütün hassasiyetler, birer birer cımbızla ayıklanmak istenmektedir.
Bu değişiklikler üzerinde bütün bölücüler mutabık. Hizbullah memnun, PKK memnun, her türlü mandacılar memnun.
Bu doğrultuda biraz daha, biraz daha ilerleme için çalışmalarına, daha rahat devam edebilecektir.
O zaman; en azından, niçin? diye düşünmek gerekmez mi?
DSP ve MHP üst yönetimlerini anlıyorum. İstikrar - uzlaşma vs. adına Sayın Mesut YILMAZ’ın dayatmalarına teslim olmuşlardır.
Ancak, DSP ve MHP Grubunun değerli milletvekilleri büyük Atatürk’ün kurduğu T:C:Devletinin temeline yönelik bu sinsice saldırıya nasıl ve niçin “evet” diyecekler?
Sayın Mesut YILMAZ; bu değişiklikler yapılmadığı takdirde AB treninin kaçırılacağını ifade ederek bir başka yanlışı ve yalanı dayatmaktadır.
Hatırlanacağı üzere bu meclis açılışını takiben ilk olarak Tahkim ile ilgili Anayasa Değişikliğini gerçekleştirmiştir.
O zaman da Sayın YILMAZ, Tahkim ile ilgili Anayasa değişikliği yapıldığında dünyada dolaşan şu kadar yabancı sermayenin % şu kadarı olan 60 milyar doların Türkiye’ye yabancı sermaye yatırımı olarak geleceğini söylüyordu.
Değişiklikten bu güne 2,5 yıl geçti. Ne kadar yabancı sermaye yatırımı geldi, hepimiz biliyoruz.
Sayın Milletvekillerinin; yalan ve yanlış dayatmalara teslim olmayacağını, Anayasamızın; başlangıç, 13-14-26-28 ve 90’ıncı maddelerinde yapılmak istenen değişikliklere, yani, değişiklik teklifinde 1-2-3-9-10 ve 32’inci maddelere hayır diyeceğini ümit ediyor, saygılar sunuyorum.